Veda Etmeyi Bilin

Sevdiğinden ayrılmak, sevdiği yerleri terk etmek… Sevgiyle bağlantılı ne varsa, tüm bunlardan ayrı düşmek. Bazen mecbur kalıp ayrılmak, bazen kendi gönül rızanızla .

Veda Etmek

sözcüğünün kendisi bile insanın içinde burukluk yaratıyor. Hüzünlü bir tınısı var bu sözcüğün.

Konu sevgi olduğu zaman, sevgiliye veda etmenin coşku yaratan bir tarafı yok tabii. Sevgiyle kucakladığınız topraklara, sevgiyle andığınız insanlara, çiçeklere, dağlara, hayvanlara, sevdiğiniz ne varsa her şeye veda…

Daha bu sözcükleri yazarken bile içim bir tuhaf oluyor. İnsanın sevdiğinden, sevdiklerinden ayrılması, onlara veda etmesi fikri bile içimi titretiyor.

Ölüm gibi etkileyici bir duygu yaratıyor.

Aslında pek de farkı yok ölümden.

Kırık Kalp

“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” diyen William Shakespeare, işte bunu anlatıyor. “Bütün mesele” ayrılıp ayrılmamakta, ölüp ölmemekte… Veda edip gidebilecek misiniz? Veda edip gittiğiniz zaman, olmayacaksınız. Ya da kalacaksınız. Yani ölmeyeceksiniz. Olacaksınız.

Bütün mesele, seçim yapabilmekte!

Veda etmek, zor bir seçim.

Eski eşyalarımıza bile veda edemezken, sevdiklerimize veda etmeyi başarabilir miyiz? Ya kendimize!.. Veda ettiğimiz her şey aslında bizi, kendimizi sembolize eden şeyler. Aslında bir şeye veda ettiğimiz zaman, kendimizin olan bir parçaya da veda ediyoruz.

Alışkanlıklarımızdan, şartlanmışlıklarımızdan kısaca bizi bulunduğumuz yere zincirleyen ne varsa, bunlardan ayrılabilir miyiz? Adına sevgi dediğimiz bağları kopartabilir miyiz? Tutku ve hırsla yapıştığımız maddi değerlerimize veda edebilir miyiz?

Çok zor.

Halbuki insanlığın evrimi pek çok veda noktalarından oluşuyor ve gelişimin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Biz istesek de istemesek de veda noktalarıyla karşılaşıyoruz.

Bir yolda ilerliyorsanız mutlaka kesişme noktalarıyla karşılaşıyorsunuz. Hangi yoldan gideceğinize durup karar veriyorsunuz. İşte o duraklama noktaları terk edişin hüznünü de içinde barındırıyor.

Dönüp arkanıza bakıyorsunuz. Alıştığınız ve o ana kadar ilerlediğiniz yoldan ayrılmak istemiyorsunuz.

İşte bu noktada geri dönebilirsiniz ya da sizin yolunuzu kesen iki farklı yönden birini seçip ilerlemeye devam edersiniz. Tabii seçtiğiniz yol hangisi olursa olsun artık bu bildiğiniz yol değildir.

Yol Ayrımı

İnsanın hayatı da tıpkı bu yol gibidir. Yolunda hızlı ilerleyenler kesişme noktalarıyla daha çabuk karşılaşırlar ve bildikleri yola veda ederler. Belki ilk veda anları zorlu ve acı verici gelir kişiye ama ilerlemeye kararlı olanlar acılarını daha hızlı eritirler içlerinde. Daha sonra karşılaştıkları veda noktalarının kendileri için bir aşama olduğunu bilirler. Ve bu bilgiyle acıları heyecana dönüşür.

Çünkü bilirler ki, her bitiş, her ayrılış, her veda anı yeni bir başlangıcın, yeni bir doğuşun müjdecisidir. Ve yenilenmek için eski bilgilerden kurtulmak gerekir. Tıpkı ölü hücreleri bedenin terk etmesi gibi. Yılanın deri değiştirmesi gibi. Tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi…

Tabii bu dönüşümü gerçekleştirebilmek için bilgiye ihtiyaç var. Tırtılın, yılanın ve doğadaki daha pek çok canlının kendini yenilemesini sağlayan bu muazzam bilginin insanın içinde şuurlu olarak uyanabilmesi gerekiyor. Ancak, evrimin doğal süreci olan bu bilginin insanın içinde uyanmasıyla birlikte veda etmenin buruk hüznü, yeni bir başlangıcın heyecanına dönüşebilir. Böylece şuurlu olarak değişim ve dönüşümünüzü gerçekleştirerek gelişebilirsiniz.

Yoksa, evrimin doğal süreci içinde sürekli mecbur kalarak değişmeye zorlanırsınız, ki veda etmenin acısı yüreğinize çöreklenir. Tabii bu acı duygusu sizi bulunduğunuz yere öyle bir çakar ki, bir milim bile yerinizden kıpırdayamadan öylece kala kalırsınız. Ve bunun sonucunda ilerlemenizi, gelişmenizi durdurmuş olursunuz. Taa ki içinizdeki acıyla yaşamayı öğreninceye kadar.

Sonra yine değişmiş olursunuz. Ama bu değişiminiz çok sancılı bir sürecin sonucunda meydana gelir. Halbuki veda etmeyi bilirseniz, kendi değişim ve dönüşümünüzü şuurlu olarak gerçekleştirebilirsiniz. Böylece acı verecek kayıplarınız, heyecan verici kazançlara dönüşür.

Bu yazı 01 Kasım 2018 tarihinde yayımlandı ve bugüne kadar 58 defa okundu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*