Peynirin Tarihçesi

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan bütün toplumlarda her zaman el üstünde tutulan bir besin olan peynirin, elde çok net bir kanıt bulunmamakla beraber bundan sekiz ya da on bin yıl önce Mezopotamya veya İndus Vadisi’nde hayvan güden çobanlar tarafından bulunduğu sanılmaktadır.

İnsanların yerleşik hayata geçmeden önceki en önemli beslenme kaynakları avcılıktı. Daha sonra ye ye nereye kadar dediler ve yakaladıkları bu hayvanları evcilleştirip sütünden, postundan yararlanmaya başladılar. Sütün uzun süre saklanabilmesi fikrinden doğan , bir sürü rast gidişle keşfedilip yüzyıllarca süren bir yolculuktan sonra bugün sofralarımıza kadar ulaştı.

Peynirin Tarihçesi

İngilizlerin “cheese”, Fransızların “fromage”, İtalyanların “formaggio”, İspanyolların “queso”, Almanların “kase”, Rus ve Boşnakların “sir”, Farsların “penir”, Hintlilerin “paneer”, Arapların “cebn”, Yunanlıların “tiri”, eski Türklerin “akerişimik” olarak isimlendirdikleri peynir, her milletin sofrasında muhakkak yerini almıştır.

Babil’de peynir son derece asil bir yiyecekti ve kendisine sadece soyluların yiyebileceği bir besin olarak bakılırdı. Tevrat’ta ise peynirden kahramanların gıdası olarak bahsedilir.

Yunanlılar ve Romalıların sütü kestirmek için incir sütü, deve dikeni çiçeği, yaban safranı taneleri, sirke, hatta eşek sütü de kullandığı bilinmektedir.

10. ve 11. yüzyıllarda da, Avrupa’nın çeşitli bölgelerindeki manastırlarda yaşayan keşişlerin ürettikleri peynirler günümüze dek gelmiş, fakat yüzlerce yıl yaşındaki bu peynirler yenir mi yenmez mi bu hususta bir şey denmemiştir.

Cervantes de, “Don Kişot” adlı eserinde, kum ve kireçten daha da sert yapılmış bir peynirden söz eder.

İnsanların binlerce yıldır ekmeğe katık ettikleri peynir, vazgeçilmez ve besleyici niteliğinden hiçbir şey kaybetmeden günümüze dek gelmiştir.

Bu yazı 15 Nisan 2019 tarihinde yayımlandı ve bugüne kadar 174 defa okundu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*