Aşk Nasıl Reddedilir?

Aşkları başlamadan bitti. Çünkü ilan-ı aşkın ardından redd-i aşk geldi. İlan eden reddedilip yoluna gittiğinde, kırık bir kalp, birkaç uykusuz gece ve öfke mi/nefret mi belirsiz bir burukluk onu izledi. Kendisine ilan edilen aşkı reddedenin neler yaşadığı ise değişik biçimlerde anlatıldı.

Kimine göre, keyfi yerindeydi ve başka birisine ilanı aşk etmekle meşguldü. İnşallah, o da bir gün reddedilecekti. Başkaları onu yeni ilan-ı aşklar kabul ederken görmüşlerdi. Kendisine sorulduğunda “üzgünüm” dedi.

Aşkı reddedilen birisinin duygularını anlamaya çalışmak çok zor olmasa gerek. Bu satırları okuyanlar arasında aşkı reddedilmemişlerin oranı kaçtır ki? Hele “uzaktan sevmek” ya da “için için yanmak” gibi alaturka sayılan, ama bir o kadar da evrensel olan aşık olma biçimlerini de eklersek, yüzde yüze yaklaşabiliriz. Üstelik, üzüntü ve acı ile özdeşleşmek daha kolay gibi gözüküyor!

Aşk Nasıl Reddedilir

Reddeden’i anlamaya çalışmak ise biraz yürek ister. İki anlamda: birincisi, “zalim”le özdeşleşmek. Arzulanan bir durum olmamaktan öteye, sosyal olarak kabul edilebilir bir şey sayılmıyor. İkincisi, olumsuz duyguların bilinçli olarak yaşanması oldukça güç; yüreğinin derinliğinde ne var ne yok, fark etmek aktif bir çaba istiyor.

Oysa, aşkı reddedilenin yaşadığının bin mislini (söz gelişi!) reddeden yaşayabiliyor. Nasıl? Bu meseleyi araştırmış birisinin yazdıklarına bakılırsa, “ret sonrası”nda yürek neler yaşamıyor ki? Pişmanlık, suçluluk, kızgınlık, sıkıntı ve gerginlik… Bazen çöküntü!

Reddedilen çıkıp gittiğinde, reddeden geride kalandır. ‘Evet, ya da ‘hayır’ deme yükümlülüğüyle karşılaşmış olmak zaten bunaltıcı. Bu karşılaşmanın bir ‘aşk’a dönüşüp dönüşmeyeceğine karar vermek, yol çatalında sola ya da sağa gitmek kadar basit gözüküyor. “Olacaklar”ın sorumluluğunun aşık olana değil de, aşık olunana düşmesi ise bir o kadar adaletsiz.

Reddeden, dışarı nasıl bir izlenim verirse versin, burukluk yaşadığından şikayetçi. Bir başkasının kalbini istemeye istemeye de olsa kırmaktan, üzmekten hoşlanamıyor. Üstelik, o “başkası” bunca kişi arasında bir kişiyi (onu) beğenip, seçmiş olmasının verdiği garip ve baş döndürücü gurur çok çekici. Ama reddeden’in kendi seçim yapma hakkını gasp edici bir seçilmişlikten ne hayır (evetin zıttı olan değil) beklersiniz?

İki yüz tane “reddeden”e yönetilen soruların arasında birisi var ki “reddedilen”lere ümit kaynağı: “Reddettiğiniz kişiye ilişkin olumlu duygularınız neler?” Nedense çok kişi yüreğinde ayrı bir köşeyi ayırıyor bu reddedilenlere. Özenle korunan ve “lüzumunda” harekete geçirebilecek bir mekanizma gibi bir köşede duran bu iz, reddedilenler’in ümidi. “Belki bir gün seversin beni…”

Reddedenin zayıf düştüğü ya da seçilmeye ihtiyacının arttığı bir zamanda reddedilen’in ümidi pekala hakikat olabilir. Diğer yanda, bütün bu “olumlu” duygularla birlikte, araştırmacıları yanıtlayan iki yüz kişi bir ağızdan “çok kızgınız!” diyor.

Neye kızıyorlar? Az önce söz ettiğim gibi bir aşkın oluruna-olmazına karar vermek zorunda bırakıldıkları için! “Acaba kabul etse miydim?” gibi her an pişmanlığa gebe bir kaygılı düşünceyle hayatları zehir olduğu için. “Birisi gelip, ‘senden hoşlanıyorum’ diyecek diye ödüm kopuyor.” Ne cevap verecek?…

Bir başka senaryo: Reddeden reddetmiyor ve kabul ediyor. Reddetmeye çekinmiş. “Bir daha beni böyle sevecek birini nasıl bulurum?” Reddedilen adeta sarhoş aşktan, belki de bir tür zaferden. Olmayacak bir şey oldu, işte aşk başladı.

Reddedilenin kendine güveni sağlamlaştı. Hatta reddedenin büyüsünde bir azalma mı var ne, reddetmeyeli çok değişti! Reddeden ise olmadık senaryolar geliştiriyor kafasında ya reddedilen ondan bıkarsa, ya gidip başka reddedenlere ilan-ı aşk ederse… İyice bir yapışıyor, reddedilen ise silkinmekte.

Birkaç ay ya da yıl sonra: bu sefer, (bir zamanlar) reddedilen reddetmekte (bir zamanlar) reddedeni. Devran dönmüş, her şey başka olmuş. Yine pişmanlık, öfke, çöküntü…

Karar verip, tercih yapmanın, televizyon kanalı seçmekten, “bu akşam ne yiyeceğiz”e kadar vardığı zamandayız. Her yol ağzında karar vermenin ağırlığını hissedenler, bir ilan-ı aşk ile karşılaştıklarında nasıl şaşkına dönmesinler? En anlamsız cevapları niye vermesinler, “ama niye ben?”.

Reddedilenler ise tercihi görmeyip, belirsizliğin sürmesi için ellerinden geleni yapabilirler. “Peki, ümit edebilir miyim bari?…” “Oldu” deyip gidenler ise rahat ederler”.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

*