Tanrılar Kan İster – Kurban Ve Kan Adakları

  • 13 Eylül 2017
  • 251 kez görüntülendi.

Hayvan ve insan etmek, bütün dünyada birçok dinsel geleneğin bir parçası olmuştur; ama Mezoamerika’nın eski uygarlıklarında, özellikle Aztek ve Mayalarda etme ritüeli düşüncesi toplumlar için ayrı bir önem taşıyordu.

Mezoamerika halkları bugünkü ’dan ’ya kadar uzanan alanda yaşardı. Maya uygarlığı (MS 250-900 civarında doruğa ulaştı), MS 1300-1400’de doruğuna ulaşan Aztek uygarlığından önce geldi ve sonra onunla çakıştı. Aztek kültürü Maya geleneğinden yararlandı ve iki halkın birçok ortak ilahı vardı; adları farklıydı, ama özellikleri aynıydı.

– Tanrılar bizi yaratmak için kanlarını döktü.
– Güneşi yaratman için tanrılar kalplerini kurban etti.
Kan ve güneş olmadan hayat olamaz.
– Tanrılara kan borçluyuz.
Tanrılar kan ister. Verirsek, bu dünyanın yok olmasına izin vermezler.

Karşılıklı Kan Hediyesi

Mezoamerikan kültürlerinin inancına göre, tanrılara kan kurban etmek, dünyaların hayatta kalmasını sağlamak bakımından çok önemliydi ve Meksika’nın ilk büyük uygarlığına – MÖ 1500 ile 400 arasında gelişen Olmek uygarlığı – kadar geri giden bir kan akıtma ritüeli geleneğine dayanmaktaydı. Efsanelerde tanrılar da dünyayı biçimlendirirken muazzam fedakarlıklarda bulunmuştu; insanoğlunu yaratmak için kendi kanlarını akıtmışlardı ve bunun karşılığında insanlardan da kan istemekteydiler.

Kurban ve Yaratılış

Kanın gücü ve kurbanın gerekliliği, Aztek yaratılış mitinin can alıcı yeridir. Azteklerin inancına göre, tanrılar daha önce dört dönem ya da “güneş” yaratmış ve yok etmişti. Dördüncü güneşi tufanla yıktıktan sonra rüzgar tanrısı Quetzalcoatl ve düzenbaz kardeşi Tezcatlipoca, tanrıça (ya da bazı versiyonlarda tanrı) Tlatlecuhtli’yi ikiye bölüp yeni bir yer ve gök meydana getirdi. yaşamı için gerekli her şey – ağaçlar, çiçekler, otlar, çeşmeler, kuyular, vadiler ve dağlar – onun vücudundan çıktı. Bütün bunlar tanrıçaya korkunç acı verdi ve geceleri uluyup, beslenmek için insan kalbi kurban edilmesini istedi.

Kurban ya da kan adağı gerektiren başka kozmik yaratma edimleri peşi sıra geldi. Bir kabartma ilk yıldızların, Quetzalcoatl’ın parçaladığı kendi dilinden akan kandan doğduğunu gösterir. Beşinci güneşin yaratılması, tanrılardan birinin kendisini ölü yakma odunlarının içine atmasını gerektirdi. İki tanrı, Tecuciztecatl ile Nanahuatzin şeref için yarıştı; ikisi de kendini yakarak kurban etti; Nanahuatzin güneş, Tecuciztecatl ay oldu. Sonra diğer tanrılar gökte dolaşan yeni güneşler yapmak üzere kendi kalplerini adadı (Kalp adağı, Mezoamerikan mitinde ve ritüelinde sürekli tekrarlanan bir temadır).

İnsanlığın Korkunç Borcu

Hem Mayalar hem tanrılarına, bu yaratma edimlerinden kaynaklanan ve hiçbir zaman geri ödenemeyen bir kan borcuyla bağlıydı. Quetzalcoatl yeraltı dünyasına inip önceki insanların kemiklerini (önceki dört dönemden kalanlar) bulup getirdikten sonra, tanrılar kemikleri öğütüp güzel bir yemek unu haline getirdi. Kanlarını una damlatıp canlandırdılar ve yeni bir insan soyu yarattılar. Bu insanların kalpleri, tanrıların kan ihtiyacını karşılayabilirdi.

Mezoamerikan mitinde 52 yıllık her dönem bir döngü olarak kabul edilir; her döngünün sonu dünyanın sonu olabilir. Tanrıların gönlünü alıp şimdiki çağı – beşinci güneş çağını – sona erdirmemeye ikna etmek için insan kurban edilebilirdi. Mayalar güneş her sabah gökte doğsun diye kan kurban etmek zorunda olduklarına inanırlardı.

Azteklerin güneş tanrısı Huitzilopochtli, karanlıkla süregiden bir mücadeleye kilitlenmişti ve güneşin döngüsüne devam etmesi için kanla takviye edilmeye ihtiyacı vardı. Bu yüzden Mezoamerikan dünyanın devam eden varlığı pamuk ipliğine bağlıydı ve kurban yoluyla sürekli desteğe muhtaç görünüyordu.

Tanrılara iki farklı yolla kan akıtılırdı: kendini kurban etme (kendi kendinin kanını akıtma) ve insan kurban etme. Hem Mayalar hem Aztekler kendini kurban etmeye katılırdı. Mezoamerikalı soylular, tanrılara kendi kanını akıtmayı bir ayrıcalık ve sorumluluk olarak görürdü. Genellikle iğneli vatozun iğneleriyle, obsidiyen bıçaklarla ve en çok da maguey (sabırotu) bitkisinin keskin dikenleriyle etlerini yararak; kulaktan, baldırdan, dizden, dirsekten, dilden ve da penis ucu derisinden kan akıtılırdı. Kendini kurban etme Olmek halkına kadar geri gider ve 1519’da İspanyolların Meksika’yı fethinden sonra da devam eder. Maya soyluluğunun hem erkekleri hem de kadınları bu görevi üstlenerek, erkekler penis ucu derisinden, kadınlar dillerinden kan akıtırdı. Adaklarını ağaç kabuklarında toplar, sonra da yakarlar, bu adaklardan çıkan duman sayesinde ataları ve tanrılarla iletişim kurarlardı.

Azteklerde kurban edilen insanlar genellikle savaş esirleriydi ve Aztek savaşçılar savaşırken, tanrılara bol adak sunmak amacıyla öldürmekten çok esir almaya çalışırdı.

Kurban Ayinleri

İnsan kurban etmek Azteklerde daha yaygındı. Mayalar sadece yeni bir tapınağın kutsanması gibi özel durumlarda insan kurban ederdi.

Aztek kurban etme, genellikle kurbanın kalbinin vücudundan kesilip alınmasını gerektirirdi. Kalbin, güneş enerjisinin bir parçası olduğuna inanılırdı. Bu yüzden kalbi çıkarıp almak, enerjiyi kaynağına göndermenin bir aracıydı. Tapınakta dört rahip kurbanı düz bir taşın üstünde tutarken, beşinci rahip obsidiyen bir bıçakla kalbi vücuttan kesip alır ve kalp hala çarparken, cuauhxicalli denilen bir kapta, bir “kartal kabağı”nda tanrılara sunardı. Kalp çıkarıldıktan sonra ceset, piramit şeklindeki tapınağın merdivenlerinden aşağıdaki taş terasa yuvarlanırdı. Kurbanın başı koparılıp alınırdı; kol ve bacakları da kesilebilirdi. Kafatasları bir kafatası rafında sergilenirdi. Kurbanla onurlandırılan tanrıya bağlı olarak, kurbanlar bir savaşta öldürülebilir, suda boğulabilir, okla vurulabilir ya da derisi yüzülebilirdi.

Kurbanların sayısı bazen çok yüksek rakamlara ulaşırdı: Örneğin 1487’de Tenochtitlan’da Aztek tapınağı Huitzilopochtli’nin yeniden kutsanması sırasında, tanrıya 84.400 civarında kurban sunulduğu, pıhtılaşan kanın tapınak civarında büyük havuzlar oluşturduğu anlatılır. Daha mütevazı bir tahmin olan 20.000 kurban kabul edilse bile, yine de büyük bir katliam söz konusudur.

Aztek ritüel yılı, çeşitli tanrı ve tanrıçalara sunulan kurbanlarla belirtilirdi. Tanrılar tütsü ve tütün dumanıyla, yiyecekle ve değerli nesnelerle de yatıştırılabilirdi, ancak en çok istedikleri şey kandı.

Mayaların torunları, Tzotzil halkı İspanyol sömürgecilerin arazilerinde çalıştırıldı. Kendi inançları ile Hristiyan ibadet biçimlerini birleştiren bir dinde eritildiler.

Ritüeller ve Takvim

Azteklerin ve Mayaların uyduğu takvime göre bir yıl 260 gündü. Aztek toplumunda her yılın sonunda, yeraltı dünyası tanrısı Mictlantecuhtli’yi temsil eden bir erkek, “dünyanın göbeği” anlamına gelen Tlalxicco adlı tapınakta kurban edilirdi. Kurbanın daha sonra rahipler tarafından yenildiği sanılmaktadır. Tıpkı insan etinin tanrıları beslemesi gibi, bir tanrı (kurbanda cisimleşen) yenilerek de bir komünyon biçimi sahnelenirdi. Daha alt düzeydeki rahipler, içine kurban kanı karıştırılan hamurdan yapılmış figürler yerdi. Tzoalli olarak bilinen bu hamur figürleri parçalayıp yemek, aynı zamanda tanrılarla bütünleşmekti.

Tanrı mitlerinin bu şekilde yeniden canlandırılması Aztek inancının ve yıllık ritüellerin bir özelliğiydi. Derisi yüzülen ilah Xipe Totec bayramı sırasında, tanrıyı temsil eden bir rahip, kurban edilmiş bir esirin yüzülmüş derisini giyerdi. Deri çekilip yırtılınca, tanrıyı canlandıran rahip bir tohumun çürümüş kabuğundan çıkan taze bir filiz gibi ortaya çıkardı. Diğer Aztek kurbanları baş yiyecekleri mısırın önemini onurlandırırdı. Her yıl mısır tanrıçası Chicomecoatl’ı temsil eden genç bir kız hasat zamanı kurban edilirdi. Kafası kesilir, kanı tanrıça heykelinin üzerine dökülür ve derisi bir rahip tarafından giyilirdi.

Fetih ve Birleşme

İspanyol istilacı Hernan Cortes ve onun fatihleri, 1519’da Meksika’ya ayak bastığında, kısmen Cortes’in şapkası tanrının ayırt edici başörtüsüne benzediğinden, Azteklerin onu geri dönen tanrı Quetzalcoatl’la karıştırdıklarına inanılır. İspanyola insan kanına batırılmış mısır keki gönderirler; ama adakları “tanrı”yı yatıştıramaz ve Cortes ayak bastığında yalnızca dört yüzyıl yaşında olan Aztek uygarlığı tarafından yok edilir.

Büyük olasılıkla Mayalar daha geniş bir alana yayıldıkları için Maya kültürü aynı imhayı yaşamaz. Güney Meksika’da bugün bile Mayaların torunları Tzotzil halkı, 260 günlük takvim de dahil eski kültürün ve dinin birçok öğesini korur.

Aztek taş güneş takvimi bir güneş tasvirini, zamanın ölçülerini temsil eden bir oyma yiv çemberinin içine yerleştirir; Azteklerin güneşle kurdukları ilginin bir göstergesidir bu.

Tzotzil dini, Katoliklik ile geleneksel Maya inançlarının bir karışımıdır. Halkın anayurdu, Meksika’nın güneyindeki Chiapas yaylaları, ağaç haçlarla doludur. Bunlar yalnızca Hristiyan çarmıhı simgelemez, bunların ayrıca yeryüzünün efendisi, toprakta bir iş yapılmadan önce yatıştırılması gereken güçlü tanrı Yajval Balamil’le bir iletişim kanalı oldukları da düşünülür. Tzotzil halkı eski inançlarını uyarlarken güneşi Hristiyan Tanrı’yla, ayı Meryem Ana’yla bütünleştirir; ayrıca Hristiyan azizlerin oyma tasvirlerine de taparlar.

Tzotzil Ruhları

Tzotzil dini Katolikliği Hristiyan olmayan inançlarla harmanlar. Tzotzil halkı her şeyin iki ruha, bir wayjel ve bir ch’ulel, sahip olduğunu savunur. Ch’ulel kalpte ve kanda bulunan bir iç ruhtur. Tanrılar tarafından doğmamış embriyoya yerleştirilir. Ölüm sırasında bu dünyanın merkezindeki ölüler diyarı Katibak’a gider. Merhum kişinin yaşadığı süre kadar Katibak’ta kalır; ama ömrünü tersten yaşar, karşı cinsten bir bebeğe tahsis edilene kadar kademeli olarak bebekliğe geri döner.

İkinci ruh wayjel, chanul denilen vahşi bir hayvanla paylaşılan ve Tzotzil ata tanrılar tarafından kapalı bir yerde tutulan bir hayvan ruh arkadaşıdır. İnsan ve hayvan ruhun ortak bir kaderi vardır. Bu yüzden insanın başına gelen, hayvanın da başına gelir; hayvanın başına gelen de insanın başına. Hayvan ruhları jaguar, oselo, çakal, sincap ve keseli sıçanı kapsar.

Kısaca

İnananlar – Aztekler, Mayalar ve diğer Mezoamerika halkları

Ne zaman ve nerede? – MS 3. – 15. yüzyıl, Meksika

MÖ 1000’den itibaren – Maya uygarlığı yavaş yükselişine başlar. MS 3. ve 10. yüzyıllar arasında – Klasik Maya dönemi – doruğuna ulaşır.

MS 12. yüzyıldan itibaren – Aztek İmparatorluğu kurulur.

1519 – Nüfusu 20-25 milyonu bulan Aztekler, Hernan Cortes yönetimindeki İspanyol kuvvetlerine yenilir.

1600 – Zorla Katolikleştirilen ve Avrupa’dan gelen hastalıklara maruz kalan Aztek uygarlığı yok olur ve nüfusu bir milyon civarına iner.

Neden Buradayız? Bir Amaç İçin Yaratılmak

Her Şey Bağlantılıdır

Tanrılara Hizmet İçin Varız

Ritüellerimiz Dünyayı Ayakta Tutar

Tanrılar Ve İnsanlar Arasında Bir Hiyerarşi Vardır

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ