Nasıl Yapılır? hakkında faydalı bilgiler veren mucize site. En güzel Yemek Tarifleri ve hayatın Püf Noktaları da cabası.
 

Eminim ki, Türk ve Dünya Sineması’nda yeni bir çağın başlama düdüğünü çalacak yüzlerce genç var aramızda. Heyecanları, farkındalıkları, beklentileri ve beğenileri bir önceki nesile göre birçok konuda daha gelişmiş, kafa yapıları düşünülmesi dayatılan konulardan çok daha uzak. Haklı olduğunuzu düşünmemek elde değil tabi. En azından sizler bizlere oranla daha şanslısınız, öyleyse neden bu şansı değerlendirmiyorsunuz. Çünkü bizim kuşaktan herhangi birine sorsanız, acısı çektiği için gözleri kör olan birinin ameliyatı ancak trafikte mümkün olabiliyordu. Bir araç gelir girer sahneye inceden, inceden. Kahramanımıza çarpar ve kahramanımızın gözleri açılır. Biz hep bu filmleri izledik. Dünya sinemasına göre -bilim kurgu niteliğinde ki bu film bizde aşk-romantik-drama sınıflarına giriyordu. Dayanılmaz olan yanı ise şuydu arkadaşlar; Mahallelerimizde ki kıraathanelerde bu filmlerden daha iyilerini yapabilecek arkadaşlarımız vardı ve onlar çifte gidip okey atma, olmadı arkadaşının kafasında ıstaka kırma konusunda yüksek lisansla ilgilendiler ve onlar hala kahveci Adem abiden emeklilik tazminatı almak için çaba sarf ediyorlar. İşte onlardan biri olmayın diye tüm dünya ve teknoloji size hizmet ediyor. Yok diyorsanız ki biz böyle iyiyiz, öyleyse yapılanı eleştirme hakkınızın da olmadığını bilin. Ya daha iyisini yapın ya da susun ve izleyin.

Türk sinemasının dönüm noktası olarak kabul edilen Eşkiya filmini bilmeyeniniz yoktur. Kiminiz internetten, kiminiz DVD’den kiminiz televizyondan izlemişsinizdir ama mutlaka izlemişsinizdir. Aslına bakarsanız ’nın dönüm noktası bana ve birçok arkadaşıma göre Arabesk filmidir arkadaşlar. Şener Şen, ve Müjde Ar’ın başrollerini paylaştığı bu film Gani Müjde tarafından yazılmış Ertem Eğilmez tarafından çekilmiştir. Bu film bize oturup izlediğimizde ağladığımız, kendimizi yerden yere vurduğumuz filmlerin ne kadar bayat olduğunu göstermiştir. Üstelik çok zor bir zamanda, zor bir ülkede, o ülkenin neredeyse tabusu olabilecek klişelerin birer birer çürütülmesi, elbette ince bir zekanın kalemle dansı sonucunda çıkabilir. Arabesk filmiyle başlayan bu sıçrama uzun bir ara verdikten sonra Yavuz Turgul’un yazıp yönettiği, başrollerini Şener Şen ve ’in Eşkiya filmiyle tekrarlanmıştır. Ve belki de yetmişlerden sonra ilk kez sinema salonlarında bir için uzun kuyruklar olmuş sabah ezanlarından itibaren insanlar bilet bulabilmek için bu kuyruklara akın etmiştir

Şimdi bu anlattıklarımın örnekleri daha da arttırılabilir fakat başlıkta ki sorunun cevabı olmadığını biliyorum ve bildiğim diğer şey ise sizin kafanızdan geçen senaryo fikirleri, çekilmek için bekleyen yüzlerce belki binlerce film. Sadece endişeniz şu, Nasıl yazarım? Ve yazılmaya değer mi?

Önce ikinciyi cevaplandıralım. Evet! Yazılmaya değer. Her fikir, hayata gelmeye değer arkadaşlar hem de her fikir. Unutmayın Gani Müjde’nin yazdığı Arabesk filmi onun adının geçtiği ilk profesyonel işidir. Bir yerlerde sizleri de bekleyen Ertem Eğilmez’ler mutlaka vardır. Demek ki neymiş? Demek ki kıraathanede taş okey oynarken televizyonda yayınlanan ve herkesin salya sümük ağladığı bir filmin ne kadar saçma olduğunu görmek ve bir mum yakmak lazım gelirmiş, küfretmektense karanlığa. Arkadaşlar, sinema sadece aşk hikâyesi değildir. Ya da ince hastalığa yakalanmış fakir bir gencin hayatına küsmesi ve yavaş yavaş ölümü beklemesinin anlatıldığı bir mecra da değildir. Hatta daha ileri gidecek olursak, sinema sadece hikayeden ibaret değildir. Saçma geldi değil mi son söylediğim, hatta birçoğunuz da kızdınız bana. Aklımda şu anda onlarca örnek varken ben size sadece birini söyleyeceğim. Memento (Akıl Defteri). Bu filmin konusu şöyleydi arkadaşlar henüz izlemeyen varsa diye söylüyorum; kahramanımız Leonard Shelby geçici hafıza kaybı yaşayan bir adamdır ve karısına tecavüz edip öldüren adamdan intikam almak için çıktığı bu yolda karşılaştığı zorluklar anlatılmaktadır. Ne kadar zekice bir hikâye değil mi? Değil. Yani bu hikaye bir filmi zirveye çıkartmaya yetecek bir hikaye değil. Hatta bana sorarsanız hiçbir şeye benzemiyor. Ama bizi ilgilendiren kısım şu ki bu hikaye nasıl anlatılır. Bence filmi izleyin ve ne kadar iyi bir film olduğunu, bir filmin sadece hikayeden ibaret olmadığını görün. Toparlayalım mı?

Akla gelen her fikir, hayata geçirilmesi gerekendir.

Ve eğer bir aşk filmi kurgulayamıyorsanız boş verin gitsin belki de başka bir soluk getirirsiniz. Arabesk gibi, gibi 11.14 gibi (bizde de benzer örnekleri var (kurgu açısından) Anlat İstanbul, Kısık Ateşte 15 Dakika) Paramparça Aşklar ve Köpekler gibi, gibi, bırakın kenar da kalsın kamp yapmaya gidip sırayla ölen gençler, ince hastalıklar, karşılıksız aşklar. Siz başka bir şey yapın, siz başka bir türlü bir film yapın diliyle Polis gibi. Sinan Çetin gözüyle Bay E gibi.

Bunları yapabilmek için öncelikle ihtiyacınız olan, yetenektir arkadaşlar. Ve ben içinizde gerçekten yetenekli olduğuna inandığım arkadaşlarım olduğuna da eminim. Bir edinmelisiniz. İnternetten bunu çok kolay yapabilirsiniz üstelik. Başta o yüzden demiştim tüm teknoloji size hizmet etmek için can atıyor diye. Bir senaryo programı indirin. Olağan seyri şu şekildedir. Bir “olay” gelir aklınıza, belki bir, belki iki cümleden oluşan. Sonra o olaya olayı yaşayanları katarsınız. Biraz derinlik, çarpıcı bir giriş, çokta uzun olmayan gelişme ve iyi kurgulanmış bir son. Bunları nasıl yapacaksınız peki?

Sevdiğiniz filmleri tekrar izleyin, tekrar ama bu defa senarist gözüyle. Olayı ne kadar derinleştirmiş, nasıl alt zemini hazırlamış yani olay ve olayın gelişiminin finale nasıl bir katkısı olmuş. İki-üç paragraftan olan bir hikaye yazdınız bile. Buna genel anlamda Sinopsis denir. Sonra sıra da sahne sıralamanız vardır. Yani, sinopsisi nasıl bir sahne sıralaması ile anlatacaksınız. Yazarken hiçbir şeyi atlamadan yazabilin diye ve kurguladığınız filmden kopmayın diye ilk anda oluşturduğunuz finale doğru, doğru yolda ilerleyin diye sahne sahne yazarsınız. Bunun faydasını yönetmen, görüntü yönetmeni ya da sanat yönetmeni değil siz göreceksiniz. Bu yaptığınıza da tretman denir. Bir örnekle şöyle açıklayabiliriz.

1) Koray Ev – Yatak Odası – Gündüz – iç

Telefon acı acı çalmaktadır (acı acı nasıl çalıyorsa) Koray yataktan kalkar. Telefona bakar.

2)Koray Ev – Koridor – Gündüz – iç

Koray koşarak yatak odasından çıkmış koridorda hem zıplayıp hem de pantolonunu giyiyordur.

falan filan

Artık biliyorsunuz ki filminizin ilk iki sahnesi Koray karekterinin evinde olacak, gündüz çekimi ve iç mekan olacak. Bu şekilde bir tretman hazırladıktan sonra filminizin sahnelerini beslemeye başlayabilirsiniz. Diyalogları ve mizanseni geliştirebilirsiniz. Benden size küçük bir tavsiye siz kendi filmlerinize hiçbir zaman yataktan kalkan gençle başlamayın. Fazla klişe. Ve asla tabi eğer siz çekmeyecekseniz, yönetmenin de işine karışmayın. Hani Koray’ın gözünden açılırız yok panterle takip ederiz, amorsdan aynayı görürüz, zoom yaparız bunlar yönetmenin filme katacağı şeylerdir arkadaşlar. Antipatik olursunuz.

Yukarda tüm anlattıklarım bu işin olağan sıralaması. Bir fikir atılır ortaya. Sonra o fikir giriş, gelişme ve sonuç olarak kısımlara ayrılır, hikayeleştirilir. Bir tretman hazırlanır ve senaryo yazmaya başlarsınız.

Ama ben derim ki; bir senaryo yazma programı indirin, kurun, sayfa açın ve başlayın. Her şeyden önce ve hiç hazırlıksız yazın. Neler çıkacağını tahmin bile edemezsiniz.

Bu yazı 17 Ağustos 2011 tarihinde tarafından yazılmıştır.
 

Bir Yorum Var

  1. Bülent Sakarya diyor ki:

    yazı güzelde en sonda ki senaryo yazma programına takıldım. o tarz yazılım mı var diyeceğim ama ayıp ederim diye çekiniyorum :))

    bari isim verde tam olsun :D

Yorum Yapın:


 
 

Sponsorlu Bağlantılar

ARAMA

En Çok Okunanlar

Gizlilik Politikası  |  İletişim | İstek | Reklam | Şikayet  |